Kopenhag’da SACD: Danimarka’nın izlediği politikalar Rusya’nın Suriye planına hizmet etmemeli

Danimarka’nın izlediği politikalar Rusya’nın Suriye planına hizmet etmemeli 

 Kopenhag – 10 Mart 2022 

 

Herkese günaydın, benim adım Haya Atassi. Suriye Vatandaşlık Onuru ve Hakları Derneği’nde (SACD) Medya Yöneticisiyim ve aynı zamanda yerinden edilmiş bir Suriyeliyim.  

Dernek, her nerede olursa olsun Suriyeli mültecilerin ve ülke içinde yerinden olmuş kişilerin (ÜİYOK) haklarını desteklemek, korumak ve güvence altına almak için kurulmuş halk tabanlı bir harekettir. 

Tüm Suriyelilerin ve ÜİYOK’lerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönebilme hakkını ve yerinden edilmiş kişilerin tanımlamasına göre Suriye’de, güvenli bir ortamın etkili bir şekilde oluşturulmasını sağlamak için çabalıyoruz. Suriyelilerin sağ salim evlerine dönmesinin tek yolu budur ve bu da bizim nihai hedefimizdir. 

SACD olarak bizler, şu anda Suriye’nin hiçbir bölgesinin güvenli olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin her türlü zorla veya vakitsiz geri dönüşüne karşıyız. Çatışmanın ilk aşamalarından bu yana özellikle Esad rejiminin kontrolü altındaki bölgelerde durum bu şekildeydi.  

Bunu, son üç yılda Suriye içinde ve yerinden edilmiş kişiler arasında bilgi toplamaya yönelik sürdürdüğümüz çalışmalara dayanarak ve Suriye’deki güvenlik ve yaşam koşulları hakkında birçok ayrıntılı raporda sunduğumuz bilgiler ışığında sarf ediyoruz. Ayrıca bu raporlar, hem orada yaşayan insanların hem de yerinden edilmiş kişilerin görüş ve algılarını içeriyor. 

İşlerin yolunda gittiğine dair hiçbir belirti yok; dernek, bu nedenle yerinden edilmiş Suriyelilerin zorla geri gönderilmesine ya da mevcut durumun normalleştirilmesine yol açacak politikaların veya söylem değişikliğinin önlenmesi için birçok alanda çalışmalar yürütüyor.  

Danimarka hükümetinin, Suriyeli mültecilerden korumayı geri çekme kararı alabileceğine yönelik ilk belirtiden itibaren SACD, tehlikeli bir emsal haline gelen olayı önlemek adına Danimarka makamları ve diğer ilgili kurumlar ile irtibata geçmeye çalıştı. Danimarka’nın bu hareketi, diğer ülkelere sığınan sayısız Suriyelinin, Suriye’de ve özellikle de rejim kontrolündeki bölgelerde maruz kaldıkları ve hala karşı karşıya oldukları baskı ve korkunç zulümleri tekrar yaşamasına neden olabilir. 

Bundan önce bile Danimarka’nın aktif üyesi olduğu AB kuruluşlarına seslenerek, Suriye’de Esad kontrolündeki bölgelere geri dönmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerin tutuklama, zorla kaybolma, işkence, ölüm, zorla askere alınma, haraç ve taciz gibi sorunlarla karşı karşıya olduğuna dair belge ve kanıtlar sunduk. Bunların hepsi bu topluluklara ayrıcalıklı erişimimizi kullanarak rejim kontrolündeki bölgelerde olan Suriyeliler ile yaptığımız anketlere dayanan raporlarımızda mevcuttur. Ne yazık ki bizim bu erişimimiz, BMMYK dahil olmak üzere uluslararası ve BM kuruluşlarının erişiminden daha zor.  

Dikkate alınması gereken önemli bir nokta: Rejim kontrolünde olan bölgeler aynı zamanda Rusya’nın ve İranlı mezhepçi milislerin kontrolü altında. 

Temmuz 2020’den bu yana, Suriye’deki batılı elçilerle ve Dışişleri Bakanları ile toplantılar düzenledik, uluslararası insan hakları gruplarıyla çalıştık ve Danimarka Mülteci Konseyi’nin Şam ve Şam kırsalının Suriyeli mültecilerin dönüşü için güvenli olduğuna ilişkin değerlendirmesinin yanlış ve çelişkili olduğunu göstermek için kamuya açık belgeler yayınladık.  

Nihayetinde, geçen yıl Nisan ayında Danimarka Göç ve Entegrasyon Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Mülteci Temyiz Kurulu’na doğrudan hitap ederek, Danimarka’nın kararının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. Maddesini, BMMYK koruma eşiklerini ve Danimarka’nın Esad’ın elindeki bölgelerdeki gerçeklerle ilgili önceki açıklamalarını doğrudan ihlal ettiğini kesin olarak ortaya koyan bir bildiri yayınladık. 

Göç ve Entegrasyon Bakanı Mattias Tesfaye, SACD ile yaptığı görüşmede, ne Suriyeli mültecilerin korunmasını geri çekme kararlarını yeterince savunabildi ne de politikayla ilgili bazı önemli soruları yanıtlayabildi. Bu durum Danimarka’yı, Esad’ın elindeki güvenli olmayan bölgelere ve ölümle karşı karşıya kalma ihtimali olan bir duruma geri dönmeleri için Suriyeli mültecilere baskı uygulayan ülkeler arasına yerleştirdi.  

 Tesfaye, bu politikanın tüm sorumluluğunu Danimarka Göç Dairesi ve Mülteci Temyiz Kurulu’na yükledi. 

 Öte yandan, Mülteci Temyiz Kurulu’nun (RAB) kullandığı Menşe Ülke Bilgisi raporları ve müteakip değerlendirmesi, mültecilerin geri dönmeleri halinde karşılaşacakları gerçek tehdidi belgelemede ve aktarmada şüphesiz başarısız oldu. Şu anda bu bölgelerde insanların katlandığı devam eden güvensizlik ve sistematik baskıyı yansıtmayı başaramadılar. 

Değerlendirmenin, içerdiği bilgiler ve vardığı nihai sonuçlar arasında büyük çelişkiler mevcut. Askeri faaliyetlerdeki azalma, baskıcı bir rejimin eline geçmeleri söz konusu olduğunda geri dönenler için güvenlik durumunda bir düzelme olduğu anlamına gelmez. 

Bu konferanstan önce SACD, Danimarka Göçmenlik Bürosu’nun Şam’la ilgili raporu hakkında uzmanlarla görüştü ve hepsi de bu bölgelerdeki Suriyeli mültecilere yönelik geçici korumanın kaldırılması kararının, hiçbir şekilde verdikleri bilgileri yansıtmadığını belirtti.  

Uzmanların çoğu, gelecekte Danimarka Göçmenlik Bürosu (DGB) ile iş birliği yapmayı reddedeceğini veya görüşmelerin kötüye kullanılmasını önlemek adına sıkı koşullar altında iş birliği sağlayacağını belirtti. 

 Onlardan biri olan New Lines Institute kuruluşunda araştırma görevlisi olarak çalışan Elizabeth Tsurko, şunları belirtti: “Danimarka Göçmenlik Bürosu’nun vardığı sonuç, benim Şam ve Şam kırsalı hakkındaki bilgilerime ve gerçeklere kesinlikle aykırı. Çok sayıda insan hakları örgütü, geri dönenlerin Suriye rejimi tarafından tutuklandığı ve bazen de ölümle sonuçlanan işkenceler gördüğünü belgelemiştir. DGB geçen ay bana ulaştı ve Haseke’deki durum hakkında benimle bir röportaj yapmak istedi. O bölgeden kişilerin sınır dışı edilmesinde suç ortaklığı yapmamak için tekliflerini reddettiğimi onlara yazdım. DGB’nin yanıtlarımı kullanma şekli benim söylediklerimin niyetinden farklıydı ve muhtemelen siyasi baskı nedeniyle varmak istedikleri noktayı kanıtlamak için özenle seçilip düzenlenmişti. Suriye’nin hiçbir yeri güvenli değil.”  

Şam, Şam kırsalı ve Suriye’nin geri kalanındaki durumun, geri dönecek mültecilerin keyfi tutuklama, işkence ve insanlık dışı muamele görmeme ihtimalleri olmadığı için kesinlikle güvenli olmadığı detaylı olarak belgelenmiştir. Suriyeli mültecilerin Şam’a veya Suriye’nin herhangi bir yerine, özellikle Suriye rejimi tarafından kontrol edilen bölgelere herhangi bir şekilde iade veya transfer edilmesi, AİHS’nin 3. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.  

Suriye İnsan Hakları Ağı’nın, Danimarka makamları tarafından geri dönüş için güvenli olarak görülen Şam ve dolaylarındaki keyfi tutuklamalar ve zorla kaybolmalar hakkındaki Ocak ve Şubat raporlarından birkaç örnek vereceğim. 

Suriye rejim güçleri, güvenlik durumlarıyla ilgili uzlaşmaya girmiş yerleşim yerlerinde bulunan kişilere zulmetmeye ve tutuklamaya ocak ayında da devam etti. Bu tutuklamalar Şam dolaylarında ve Dera valiliklerinde yoğunlaştı ve çoğu toplu baskınlar ve tutuklama operasyonları sırasında ve kontrol noktalarında meydana geldi.  

Ayrıca Şam’ın kenar semtlerinde vatandaşların çoğu toplu baskınlar ve tutuklama operasyonları sırasında meydana gelen rastgele tutuklama olayları da tespit ettik. Hedefteki kişilerin tutuklanmasının, Suriye rejimine muhalif olanlar için düzenlenen kasıtlı güvenlik raporlarına dayandığını düşünüyoruz. Ayrıca, bu tutuklamaların daha önce rejimin gözaltı merkezlerinden serbest bırakılan rejimin sivil güvenlik birimlerince yürütüldüğünü ve tutukluların ailelerine maddi şantaj yapma amacıyla gerçekleştirildiğini belgeledik. Ayrıca, asıl bölgelerine döndükten sonra şu an Suriye rejim güçlerinin kontrolü altına geri dönen bazı sivilleri, tüm mültecileri ve ÜİYOK’leri hedef alan tutuklamalar belgeledik;  

4 Ocak 2022 Salı günü, Suriye rejiminin Siyasi Güvenlik Güçleri’ne bağlı personel, Şam dolaylarındaki Kadsaya şehrine baskın ve tutuklamalar düzenledi. Suriye İnsan Hakları Ağı, tümünün güvenlik durumu daha önce onaylanmış yedi sivilin tutuklandığını ve tüm tutukluların açıklanmayan bir yere götürüldüklerini belgeledi.  

13 Ocak 2022 Perşembe günü, Suriye rejiminin Askeri Güvenlik Güçleri personeli, Şam vilayetinin batısındaki kenar semtlerde bulunan “Khan al Sheeh” kasabasına baskın ve tutuklama gerçekleştirdi. Suriye İnsan Hakları Ağı, Şam güneyindeki al Keswa şehrinde rejimin gözaltı merkezlerinden birine götürülen altı sivilin tutuklandığını belgeledi.  

14 Ocak 2022 Cuma günü, Suriye rejim güçleri, Şam vilayetinin batısındaki Hama kasabasındaki Şamiye ve Vadi mahallelerine baskın ve tutuklama operasyonları düzenledi. Suriye İnsan Hakları Ağı, rejimin Şam’daki gözaltı merkezlerinden birine götürülen üç sivilin tutuklandığını tespit etti.  

23 Şubat 2022 Çarşamba günü, Suriye rejiminin Askeri Güvenlik Güçleri’ne bağlı personel, Şam dolaylarındaki Kadsaya şehrine baskın ve tutuklamalar düzenledi. Suriye İnsan Hakları Ağı, açıklanmayan bir yere götürülen beş sivilin tutuklandığını belgeledi. 

Şubat 2022’de Suriye İnsan Hakları Ağı, çatışma tarafları ve Suriye’deki kontrol güçleri tarafından 13 çocuk ve 11 kadın (yetişkin) dahil olmak üzere en az 203 keyfi tutuklama vakası tespit etti. Suriye rejim güçleri, keyfi tutuklamaları en çok Şam’ın kenar semtleri, Dera ve ardından Şam’da gerçekleştirildi.  

Suriye İnsan Hakları Ağı, şubat ayında işkence altındayken öldüğü belgelenen kurbanların sayısında bir artış olduğunu tespit etti. Bu ay kaydedilen yüksek ölüm oranının nedeni, Suriye rejiminin Şam dolaylarındaki Deyr El Asafir kasabasından 56 aileye Suriye rejimi tarafından tutuklanan akrabalarının gözaltında öldüğünü bildirmesidir. Suriye İnsan Hakları Ağı, rejimin, tutukluların ailelerine sevdiklerinin ölümünü bildirme yönteminin, yani bu kişileri önce tutukladığı, sonra zorla ortadan kaldırdığı, nerede olduklarına dair herhangi bir bilgi vermediği ve nihayetinde ölüm haberlerini verdikleri zorla kaybolma yönteminin acımasızlığını gösterdiğini düşünüyor. Hemen hemen tüm vakalarda tutukluların ölüm nedeni sağlık hizmetleri yetersizliği sebebiyle işkencelerden kaynaklanmaktadır. Suriye İnsan Hakları Ağı’nın zorla kaybolma vaka kayıtları, 2018’de tutuklanan mağdurların Sednaya Askeri Hapishanesi’nde işkence altında öldüklerini gösteriyor.” 

Bugün, Şam ve dolaylarındaki gerçek işte bu. Suriye’nin geri kalanı ise daha kötü olmasa da aynı durumda.  

Bu gerçek, büyük ölçüde bugünlerde Ukrayna’da hepimizin suçlarına tanık olduğumuz bir aktör tarafından şekillendirildi. 

Yaklaşık 6,6 milyon Suriyeli mülteci ülkelerinden kaçarken, 6,2 milyonu Suriye içinde yerlerinden edilmiş durumda. Rusya’nın 2015’te Suriye’ye müdahalesinden ve Suriye halkına karşı savaşından bu yana yerlerinden edilenlerin sayısı hızla yükseldi.   

Rusya, Suriyelileri öldürme, yerinden etme, şehirlerini yok etme ve onları yaşam araçlarından yoksun bırakma konusunda aktif olarak rol almakla kalmayıp, aynı zamanda Suriye rejimini normalleştirmek ve Suriye’ye müdahalesinin meyvelerini toplamak için de büyük çaba sarf ediyor. 

2018’den bu yana Avrupa ülkeleri ve AB oyunun kurallarını değiştiren 2 ana politikayı benimsesinler diye Rusya aktif olarak onları ikna etmek için lobicilik faaliyetleri yürütüyor. Bu politikalar, Suriyeli mültecileri güvenlik koşullarında herhangi bir değişiklik yapmadan Suriye’ye geri yollanması ve Suriye’de herhangi bir meşru, sürdürülebilir ve kapsamlı siyasi çözümden önce Suriye’de yeniden yapılanmayı finanse etmeye başlanmasıdır. 

Rusya, Suriyeli mültecileri Suriye’ye geri göndermesi için Batı’ya baskı yaparken, geniş bölgeler üzerinde tam kontrole sahip olmasına rağmen Suriye’de tek bir güvenli bölge dahi oluşturamadı. Rusya’nın geri dönüş için bir taslak olarak sunduğu ve desteklediği uzlaşma anlaşmaları büyük bir başarısızlığa uğradı. Şam kırsalındaki Dera ve Doğu Guta gibi bölgelerde, bu tür anlaşmalar yalnızca daha fazla yerinden edilmeye, emniyet ve güvenlik eksikliğine yol açtı. Bu da rejimin ve Rusya’nın boş vaatlerinin bir kanıtı oldu.  

Şu anda Ukrayna’da tanık olunan vahşet, Rusya’nın Suriye’de yaptıklarının yalnızca küçük bir kısmı. Ukraynalı mültecilerden yakın gelecekte Ukrayna’nın işgal altındaki bir bölgesine geri dönmelerini istediğinizi ve ev sahibi ülkelerin onlara Ukrayna’nın Rus işgali altında güvende olduğunu söylediğini hayal edin! Suriyelilerden istenen de tam olarak bu. 

Rusya’nın Suriye’nin güvenli olduğunu iddia etmesinin nedeni, askeri kazanımlarının ülkenin kalıcı kontrolünü ele geçirmekte yatıyor olmasıdır. Rusya sonuncusu Temmuz 2021’de gerçekleştirilen, mültecilerin Şam’a geri dönmesi konulu konferanslara ev sahipliği yapmaya devam ediyor.  

Suriyeli mültecilerin geri dönüşüne ilişkin politikası aslında Rusya’nınkiyle aynı çizgide olan tek Avrupa devleti olan Danimarka, demokratik bir ülke imajını zedelemeyi göze alamaz. Suriyeli mültecilerin güvensiz ve zamansız geri dönüş sürecine iten herhangi bir politika, esasen Rusya’nın çıkarlarına hizmet etmektedir.  

Suriyelileri mevcut Suriye’ye geri göndermek, yalnızca daha fazla şiddete, istikrarsızlığa ve yerinden edilme oranlarında artışa neden olacaktır. Çünkü bugün geri dönmek zorunda kalanların %67’den fazlası buldukları ilk fırsatta tekrar ve bu sefer kalıcı olarak Suriye’den kaçmaya çalışacaklarını belirttiler. 

Danimarka ve Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan diğer Avrupa ülkeleri, sadece Suriyelilerin hayatını tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda bölgeye ve Avrupa’ya da yansıyacak ve her türlü barış ve istikrar umudunu tehdit edecek olan bu tür erken geri dönüş politikalarının sonuçlarının çok iyi farkında olmalıdır. 

Suriyeli mültecileri korumadan çıkarmaya ve onları geri dönmeye zorlayan bir duruma sokmaya yönelik sorumsuz politika, Lübnan, Türkiye ve Ürdün gibi mültecilere ev sahipliği yapan ülkeler ve potansiyel olarak diğer Avrupa ülkeleri için de tehlikeli bir emsal teşkil ediyor. 

Danimarka gibi bir ülkenin, aktif bir Avrupa üyesi olarak mülteciler için güvenli, gönüllü ve onurlu bir dönüş sağlamak için kapsamlı bir siyasi çözümle Suriye’de gerçekten güvenli bir ortamı teşvik edecek AB pozisyonunu savunmak yerine; insan haklarını, AB düzenlemeleri ve çıkarlarını doğrudan ihlal eden, Rusya’nın çıkarlarıyla uyumlu politikalarla sonuçlanacak bir iç politika ve yanlış değerlendirmelerle mülteci sorununu çözmeye çalışmasının kabul edilemez olduğuna inanıyoruz.  

Ne Suriye rejiminin ne de Rusya’nın, Suriye’de herhangi bir barışı veya güvenliği sağlayamayacağını ısrarla vurguluyoruz. Bu gerçeği kabul etmek gerek. Yerinden edilmelerin esas sorumluları, Suriye’deki güvenli ortamın bir parçası olamaz. Uluslararası toplum, özellikle de mültecilere ev sahipliği yapan ülkeler, Suriyelilerin güvenli, onurlu ve gönüllü geri dönüşlerini garanti edebilecek güvenli bir ortam oluşturmak adına kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşmak için çalışmalı ve bunu yapmak için de mevcut diplomatik ve ekonomik güçlerini kullanmalıdır. Ukrayna’daki durum bize böyle bir baskı gücünün bulunduğunu ve siyasi irade olduğunda kullanılabileceğini gösterdi. 

Dünya yıllar önce Suriyelileri dinleyip, Rusya’nın Suriye’de işlediği insanlık ve savaş suçlarını ciddiye alsaydı, belki bugün Ukrayna’da içinde bulunduğumuz korkunç durumun önüne geçebilirdik. 

Aynı hatayı bir daha tekrarlamayalım. Rusya ve diğer baskıcı rejimlere boyun eğmeyelim. Avrupa şiddet yanlısı Rus ve Suriye rejimlerinin huyuna gitmemeli. Danimarka’nın izlediği politikalar Rusya’nın Suriye planına hizmet etmemeli ve Suriyelilerin daha fazla acı çekmesine neden olmamalı. 

 

Konferansın tamamını buradan görüntüleyin:

Yorum Yap